Giriş - Mehdi Kimdir? - Mehdi'nin Çıkış Alametleri - Mehdi'nin Özellikleri - Mehdi'nin Fiziksel Özellikleri - Mehdi Devrinde Hayat: Altınçağ
Mehdi Hakkında Çeşitli Konular - Kuran-ı Kerim'de Ahir Zaman - Risale-i Nur Külliyatı'nda Mehdi - Kuran'da Bildirilen Üstün Ahlak
Kuran'da Hz. İsa - Hadislerde Hz. İsa - Risale-i Nur Külliyatı'nda Hz. İsa - Sonsöz

KURAN'DA BİLDİRİLEN ÜSTÜN AHLAK

Kuran kıssalarında geçmiş kavimlerle ilgili haber verilen ve günümüz toplumunda da yaşanan tüm bozulmaların, yozlaşmanın içinde, insanlığın ihtiyaç duyduğu tek şey, İslam ahlakının yeryüzü üzerinde hakim olmasıdır.

İslam ahlakı Kuranda tarif edilen salih müminlerin ahlakıdır. Kuran bize, Allah'tan korkup sakınan, ihlaslı, tevekkül sahibi, herşeyi hayır gözüyle değerlendiren, çokça şükreden, vicdanlı, şefkatli, merhametli, adil, cesur, güvenilir, güçlü, onurlu, alçakgönüllü, hoşgörülü, hakkı söylemekten çekinmeyen, sabırlı, öfkesine kapılmayan, hatalarında direnmeyen, çoğunluğa değil hakka uyan, sözüne sadık, vefakar, iffetli, uzlaştırıcı bir insan modeli tarif eder. Müslümanın görevi de Allah'ın emrettiği bu üstün ahlakı en ince ayrıntısına kadar uygulamaktır. Böyle bir model yaşandığı taktirde maddi ve manevi bozulmanın önünü kesmek çok kolaylaşır.

Fakat içinde yaşadığımız toplum, bu üstün ahlakı terk etmiş ve bunun yerine çarpık bir ahlakı tercih etmiştir. Bu yüzden her insan Kuranda tarif edilen ahlakı kendi yaşadığı gibi başkalarına da yaşatmakla yükümlüdür. Burada yaşatmak denildiği zaman hemen mevcut sistemin değişmesi akla gelmemelidir. Zaten Müslüman bir ülkede herkesin yaratılışında bu ahlaka bir eğilim yatmaktadır. Mevcut sistem korunarak, devletin desteği ile iktidarda yaşanacak olan bir İslam ahlakı her türlü adaletsizliğe, zulme ve bozgunculuğa kolayca dur diyebilecektir. Terörün, anarşinin önü de ancak böyle bir değişim sayesinde kesilebilecektir. Adaletli ve hakkı gözeten insanların yönettiği bir toplum hiçbir durumda dürüstlüğünden taviz vermeyecek ve başkalarının da bunu yapmasına izin vermeyecektir. Allah bir ayetinde inançlı, Allah'tan korkup sakınan kişilerin hakim olduğu bir toplumda çok büyük bir bolluk ve bereket yaşanacağını müjdelemektedir:

Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik. (Araf Suresi, 96)

Kuran Ahlakında Yaşanacak Güzellikler

Kuran ahlakının hakim olacağı bir toplumda yaşanan güzellikleri anlayabilmek için önce aksi durumlarda yaşanan yozlaşmaları incelemek gerekir. İslam ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanlar her türlü ahlaksızlığı yapabilir bir duruma gelirler. Dindar bir insanın ahlaksızlıktan kaçınmasının sebebi Allah'tan korkması, Allah'ın gizlinin gizlisini bildiğini bilmesi ve ahiret gününde tüm yapıp ettiklerinden sorguya çekileceğinin bilincinde olmasıdır. Bu nedenle rüşvet almaz, yolsuzluk yapmaz, yalan söylemez, insanların canına kast etmez…

Ama dinsiz bir insan tüm bu ahlaksızlıkları kolaylıkla yapabilir. Eğer bir insan Allah'tan korkmuyorsa o kişiden herşey beklenebilir, çünkü onu engelleyebilecek, vicdanını harekete geçirebilecek herhangi bir güç yoktur. Dinsizlikte her türlü pislik, ahlaksızlık durum ve yere göre meşru görülür. Dinden uzak kişiler normalde yapmayacakları bir ahlaksızlığı, herkesin ahlaksızlık yaptığı bir ortamda yapmayı doğal karşılarlar. Allah'tan korkan bir kişi ise koşullar ve ortam ne olursa olsun adaletinden, hoşgörüsünden, sabrından, dürüstlüğünden ödün vermez. Çünkü Allah'ın kendisini her yanından sarıp kuşattığını ve Allah'ın gizlide kalan herşeyi bildiğini bilir. (Al-i İmran Suresi, 92) Allah Kuran ahlakını yaşayan kişileri Rad Suresinde şu şekilde tarif eder:

Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar. Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar. Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Rad Suresi, 20 - 22)

Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda en çok dikkati çeken şey ahlaki konularda yaşanan çok hızlı bozulmadır. Böyle toplumlarda aile hayatında, ekonomik hayatta, politikada, insan ilişkilerinde çok hızlı bir dejenerasyon yaşanır. Çünkü Allah korkusunun olmadığı bir yaşamda herhangi bir sınır, kural yoktur. Sınırlar nefsin zevk ve hırslarına göre belirlenir. Bu dejenerasyonun doğal bir sonucu olarak aile yapısında görülen bozulmayla, toplumun temel yapısında çöküntüler kendini gösterir. Ve bu çöküş toplumun tüm kesimlerine etki eder. Saygı, sevgi ve merhamet duyguları yerini kendi bencil isteklerini tercih etmeye, kendi çıkarını gözetmeye, başkalarının hakkına tecavüz etmeye bırakır. İhtiyaç içinde olanlara kimse yardım etmez, zenginler sadece kendi mallarını artırmaya çalışıp, insani değerleri tamamen gözardı ederler.

İnanan insanlardan oluşan bir toplumda ise insanlara yardım etmek, fedakarlıkta bulunmak övülen ve tavsiye edilen bir mümin ahlakıdır. Müslüman, ihtiyaç içinde olana sevdiği şeylerden infak eder ve bunun karşılığını da sadece Rabbinden bekler. Allah Fatır Suresi'nde müminlerin bu özelliklerinden şu şekilde bahseder.

Gerçekten Allah'ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. (Fatır Suresi, 29)

Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda kimse kimsenin iyiliğini, sağlığını, rahatını, güvenliğini düşünmez. Herkes bencilce kendini düşünür, daha çok para kazanmayı, daha çok çıkar elde etmeyi, daha çok mal edinmeyi amaçlar. Çevresinde yaşananları görmezlikten gelir. Açlık içinde olanları görünce onlara yardım etmek aklından geçmez, israf etmeye devam eder. Haksız kazanç sağladığında mağdur ettiği kişilerin farkına varır, ama bu onu yaptığı işten vazgeçirmez. İnsanlar ancak bir çıkar karşılığında birbirlerine iyi davranırlar.

Hırsızlığın, rüşvetin, intiharların, suistimallerin, sosyal adaletsizliğin kökeninde de Kuran ahlakının yaşanmaması yatmaktadır. Oysa Kuran ahlakına sahip olan kişi her durumda adaletli davranır, sürekli iyi işler yapıp, Allah'ın rızasını ve sonsuz ahiret yurdunu kazanmayı ister. Böyle üstün bir ahlaka sahip olan insanların yaşadığı toplumda da adalet her durumda ve her zaman uygulanır. Allah inanan bir insanın adalet anlayışının nasıl olması gerektiğini şu şekilde bildirir:

Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)

Allah Araf Suresi'nde kullarının arasında Kuranda tarif edilen bu üstün ahlakı yaşayan topluluklar olduğunu bizlere haber verir:

Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır. (Araf Suresi, 181)

İşte içinde yaşadığımız bu kutlu dönemde de adaleti uygulayacak, Kuran ahlakını tüm incelikleriyle yaşayacak ve insanlara tebliğ edecek bir topluluk olacaktır. Bu topluluk kuşkusuz Mehdi ve onun yardımcılarıdır.