Giriş - Mehdi Kimdir? - Mehdi'nin Çıkış Alametleri - Mehdi'nin Özellikleri - Mehdi'nin Fiziksel Özellikleri - Mehdi Devrinde Hayat: Altınçağ
Mehdi Hakkında Çeşitli Konular - Kuran-ı Kerim'de Ahir Zaman - Risale-i Nur Külliyatı'nda Mehdi - Kuran'da Bildirilen Üstün Ahlak
Kuran'da Hz. İsa - Hadislerde Hz. İsa - Risale-i Nur Külliyatı'nda Hz. İsa - Sonsöz

MEHDİ HAKKINDA ÇEŞİTLİ KONULAR

Mehdi'nin İstanbul'u Manen Fethi

Allah O'nun eli ile Konstantiniyye'yi fethedecektir.

Hz. Mehdi ordusunu her tarafa gönderir. Zulüm ve zalimlerin hepsini yok eder. Beldeler onun emrine girer. Allah Teala O'nun elindeki Konstantiniyye'nin fethini müyesser kılar. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 56)

Allah Konstantiniyye'yi çok sevdiği dostlarının ehline fethedecek. (Kıyamet Alametleri, s.181)

… Muhtelif ülkelerden birçok alim, birbirlerinden habersiz şekilde Mehdi'yi aramak üzere yollara çıkacak ve her birisine 310 kadar insan refakat edecek. Sonunda hepsi de Mekke'de buluşurlar ve birbirlerine buraya ne için geldiklerini sorduklarında hepsi de: "Bu fitneyi önleyecek ve Konstantiniyye'yi fethedecek olan Mehdi'yi arıyoruz, çünkü biz onun babasının, anasının ve ordusunun isimlerini öğrendik. Şeklinde cevap verdiler." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52 / El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 42 / Kıyamet Alametleri, s. 169)

Doğruyu, yanlışı ayırt eden, aldatmayan, çalmayan ve dinine bağlı emiriniz Konstantiniyye'yi fethedecektir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 196)

Dünyada hiçbir zaman kalmayıp ancak tek bir gün kalsa bile o günde benim ailemden bir zatın Deylem dağına (yahut eyaletine) ve Konstantiniyye şehrine sahip olması için Allah (c.c.) muhakkak o günü uzatacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 74 / Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 440)

Mehdi Konstantiniyye ve Deylem dağını fethedecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)

Mehdi Konstantiniyye'nin fethi sırasında sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek, deniz ikiye ayrılarak su kendiliğinden uzaklaşacak ve açılan yolu takip eden Hz.Mehdi karşı kıyıya geçecektir. (Kıyamet Alametleri, s. 181/ El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 57)

Peygamberimiz buyurdu ki: Ey Ümmet! Altı şey vardır ki; onlar olmadan kıyamet kopmaz, (altıncısı) medinenin fethi.

- Denildi ki: Hangi medine? (Hangi şehir?)

- Buyurdu ki: Konstantiniyye. (Kıyamet Alametleri, s. 204/Ramuz-el Ehadis, s. 296)

Konstantiniyye Neresidir?

- KONSTANTİNİYYE: İslam dünyasında, İstanbul şehri için kullanılmış isimlerden biri. (Büyük Lugat, TÜRDAV)

- İstanbul tarih boyunca çeşitli adlarla anılmıştır. En eski bilinen adı Bizantion'dur. 196 yılında İmparator Septimus'un oğlu Antonius'a izafeten Antoninia şeklini almış, fakat 330 yılında imparatorluk merkezi Roma'dan buraya nakledilince şehre İkinci Roma adı verilmiştir. 5. yüzyılda bu ad Yeni Roma olarak değiştirilmiştir. Fakat sonraları o zamana kadar halkın kullandığı Konstantinopolis = Konstantin şehri, genellikle kabul edilmiştir. (Cumhuriyet Ansiklopedisi)

- Bu şehir (Bugünkü İstanbul), 4. yüzyıldan itibaren buradaki imparatorun adına izafeten Constantinopolis adını aldı. (Meydan Larousse)

- 325'te Roma imparatoru olan Constantinus'dan sonra bu kent onun ismi ile anılmaya başlandı. (Gelişim Hachette Ansiklopedisi)

- İmparator Constantin eski Bizans'ı kendi adıyla anılmaya başlayan yeni bir başkent yapmıştır. (Dünya Tarihi ve Çağdaş Uygarlıklar Ansiklopedisi)

Bir kısım rivayetler de ise Roma ve Konstantiniyye ayrı şehirler olarak ele alınmıştır.

Mehdi maiyetindeki kuvvetlerle birlikte Roma'yı, Konstantiniyye'yi ve Altın kiliseyi fethetmek için yola çıkar. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 441)

Ayrıca başka rivayetlerden de Konstantiniyye'nin İstanbul şehrine işaret ettiğini anlamaktayız. Rivayetlerde geçtiğine göre bu şehir deniz sahilinde ve bir haliç üzerinde kurulmuştur:

Bu ordunun hareket etmesi ve gönderilmesi, Mağrib dağındaki Masine denilen mevkideki deniz sahilinden olacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 439)

"İkdid-dürer" isimli eserde şöyle geçer: Konstantiniyye'nin yedi suru vardır. O Rum denizine dökülen HALİÇ üzerinde kurulmuştur. Denizi Rum illerine ve Endülüs'e doğru uzanır gider. (Kıyamet Alametleri, s. 181)

Rumiyye Neresidir?

Hz. Mehdi ve ashabının fethedeceği yer bazı rivayetlerde Konstantiniyye, bazı rivayetlerde ise Rumiyye veya Rumistan olarak geçmektedir:

Mehdi'nin askerleri 4 tekbir getirdiği zaman Rumiyye'nin duvarları yerle bir olacaktır… (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 74)

Hz. Mehdi Rumistan'ı 4 tekbirle fethedecek…

(Mehdi) Rum kalelerini ve Rumistan'ı tekbirlerle fethedecektir.

… Hz. Mehdi ve ordusu içinde yüz çarşının ve her bir çarşıda yüzbin esnafın bulunduğu Rumistan beldesine gelir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 35-36, 46)

Rumistan olarak adlandırılan bu şehrin neresi olduğunu İbn-i Hacer-i Mekki şöyle açıklıyor:

AÇIKLAMA: Tarihçiler Rumistan olarak isimlendirilen bu beldeyi dünya üzerindeki hiçbir şehirde bulunmayan bir takım hususlarla vasıflandırıyorlar. Bu özelliklere en yakın olan da Konstantiniyye'dir.

(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 31)

Görüldüğü gibi Rumistan ve Konstantiniyye aynı şehre verilen farklı isimlerdir, her ikisi de İstanbul'dur.

Kuran'da elçilerin ülkelerin ana merkezlerine gönderildiğinden bahsedilmektedir:

Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz. (Kasas Suresi, 59)

Mehdi'nin Kutsal Emanetlerle Aynı Şehirde Bulunması

Mehdi'nin beraberinde süslenmiş bir halde Peygamberimiz'in bayrağı olacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 65)

Peygamber'in softan bayrağı ile çıkacaktır. O bayrak dört köşeli olup dikişsizdir ve rengi de siyahtır. O'nda bir hicr (hale) bulunur. O Resulullah'ın vefatından beri açılmamış olup Mehdi çıkınca açılacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)

Alametlerine gelince: beraberinde Allah Resulünün (s.a.v.) gömleği, kılıcı, sancağı bulunacaktır. O sancak ki Peygamber'in vefatından bugüne kadar hiç açılmamıştır. Mehdi'nin zuhuruna kadar da açılmayacaktır. Sancağında "El Biat"u Lillah- Allah için Biat" ibaresi yazılı olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 164)

Peygamber Efendimiz'in bayrağıyla çıkacaktır. O bayrak, dikilmemiştir, siyah ve dört köşelidir. Peygamberimiz'in vefatından sonra hiç açılmamış olup ancak Hz. Mehdi tarafından açılacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41-42, 52, 54)


Kutsal Emanetler Topkapı Sarayı'nda muhafaza edilmektedir.

Bilindiği gibi Peygamberimiz'in bu kutsal emanetleri (kılıcı, gömleği, sancağı) İstanbul'da, Topkapı Sarayı'ndadır ve uzun yıllardır şanlı Türk milletinin himayesi altındadır. Yukarıdaki hadis-i şeriflerde bir de hiç açılmamış bir bayraktan söz edilmektedir. Müzenin Kutsal Emanetler Bölüm Şefliği'nden edinilen bilgiye göre, müzede iki sancak bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi sonradan dikilmiş olup, içerisinde eski sancaktan alınmış parçalar vardır. Diğeri ise müze içinde olmakla birlikte halka teşhir edilmemektedir. Hadis-i şerifin işaret ettiği sancağın bu sancak olması ve Mehdi tarafından açılması muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir)

Molla Cami ve Bediüzzaman Said Nursi gibi bir kısım alimler de Kuran'da İstanbul'a işaret eden bazı ayetler tesbit etmişlerdir. Molla Cami, Sebe Suresi'nin 15. ayetindeki "Beldetün tayyibetün" (güzel bir şehir) ifadesinin ebcedini 857 (Miladi 1453) çıkararak bu ifade ile İstanbul'un fetih tarihinin haber verildiğine işaret edildiğini belirtmiştir:

Bediüzzaman da Kevser Suresi'nin 1. ayetinin geçen () kelimesinin ebcedini 857 (miladi 1453) olarak hesaplamış ve bu ayetin de aynen "Beldetün Tayyibetün" gibi İstanbul'un Müslümanların eline geçtiği zamana işaret ettiğini belirtmiştir: "Evet madem Kevser Suresi Resul-i Ekrem'e (s.a.v.) ihsan edilen fütuhat-ı azimeye (büyük fetihlere, zaferlere) delalet ediyor, elbette (El kevser) dahi İstanbul'a bakıyor." (Büyük Lugat, s. 211)

Kuran'da iki denizin birleştiği bir yerden sürekli bahsedilmesi, bunun da, Kehf Suresi gibi Mehdiyet ve ahir zaman konusuna çok önemli işaretler taşıyan bir surede olması ve bu surenin dünya hakimiyeti ile ilgili ayetlerin hemen önünde yer alması, bahsedilen bu şehrin, İslam aleminin son başkenti İstanbul'a işaret ettiğini düşündürmektedir.

Çünkü hiçbir zaman İslam aleminin başkenti iki denizin birleştiği bir şehirde kurulmamıştır. İki denizin birleştiği yerin önemi özellikle Hz. Musa ve Hızır kıssasında görülür. Hz. Musa'nın ilmine tabi olduğu Hz. Hızır'ın ilmini yaydığı yerden bu şekilde bahsedilmesinde çok önemli işaretler bulunmaktadır. Bu ayetler, kendisi de peygamber olmayan, fakat Hz. İsa'nın tabi olacağı Mehdi'nin, iki denizin birleştiği bir yerde ilmini yayacağına, faaliyetlerini bu şehirde sürdüreceğine işaret etmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi bu ilim çok özel bir ilim olacaktır. Kuran'daki her ayet çok önemli hakikatlere işaret etmektedir. Özellikle Mehdiyet ve Deccaliyet çağına bakan Kehf Suresi'nin bu derin sırları ve işari manaları çok önemlidir.

Bu Şehrin Harpsiz (Kan Akıtılmadan) Fethedilmesi

Hadislerde İstanbul'un Mehdi tarafından fethinin savaşsız, kan akıtılmadan, ilmi ve imani bir mücadele sonucunda gerçekleşeceğine işaret edilmektedir:

Bu şehre gelindiğinde, Müslümanlar savaş yapmayacaklar. Sadece tekbir getirdiklerinde şehrin deniz tarafı düşecek, tekrar tekbir getirdiklerinde diğer tarafı düşecek. 3. kez tekbir getirdiklerinde de şehrin tamamı ellerine geçecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 30)

Rumlara ait Konstantiniyye tespihle ve tekbirle Müslümanlarca fethedilmedikçe kıyamet kopmaz. (Ramuz-el-Ehadis, s. 478)

… Bu mücahitler o beldeye gelip konakladıkları zaman silahla harp etmezler, ok da atmazlar. La ilahe illallahu ekber diyerek tekbir getirirler. Bu tekbir üzerine şehrin iki tarafındaki surlardan biri düşer. Sonra ikinci defa tekbir getirirler. Akabinde şehrin öbür tarafı da düşer. Sonra üçüncü kez tekbir getirecekler. Bunun üzerine İslam ordusu için surlardan gedikler açılacak, onlar da hemen buralardan şehre girerek fethedecekler. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 445-446)

Bu rivayetlerde de görüldüğü gibi Konstantiniyye'nin fethi; Allah'ın adı anılarak, ihlasla, Allah rızası için ve Allah'ın varlığı ve birliği anılarak gerçekleştirilecektir. Ayrıca "3 tekbir getirirler" ifadesi ile de bu şehrin üç aşamalı bir mücadele sonunda fethedileceğine işaret edilmiş olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Rivayetlerde Mehdi'nin Kuran ahlakını hakim kılmak için yaptığı mücadelesini sessiz yürüteceğine dair güzel bir benzetme yapılarak, uyayan kişiyi dahi uyandırmadan faaliyetini sürdüreceği söylenmiştir:

(Mehdi'nin) zamanında uykuda olan uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)

Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 44)

Mehdi, Peygamber'in yolunda gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtılmayacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 163)

Mehdi, daha önce de belirttiğimiz gibi içinde yaşadığı devlete bağlı, o devletin sorunlarını çözmek için çabalayan, çözümler üreten bir kişidir. İslam ahlakını hakim kılması da hadislerin işaret ettiği gibi barış içinde olacaktır. Mehdi sahip olduğu üstün ahlak, akıl, bilgi ve eşsiz kabiliyetlerle çözümsüz konulara çözüm üretecek, tıkanan yolları açacak ve bunları devleti ve ordusuyla elele yapacaktır. Devlet de onun bu faydalı özelliklerini görerek, halka büyük yararlar sağlayabileceğini anlayacak ve başa gelmesini talep edecektir, kendisinin hiçbir zaman bu yönde bir talebi olmayacaktır.

Kuran'ı Kerim'de çeşitli surelerde anlatıldığı üzere Hz. İbrahim Nemrud'un önce ilahlık iddialarını çürütmüş, böylece onun fikir sistemini öldürmüştü. Hz. Musa da aynı şekilde Firavun'un ilahlık iddialarını herkesin gözü önünde ilmi delillerle çürütmüş, haksızlığını ve çaresizliğini bütün kavmine açıkça göstermişti. Bu örneklerden anlıyoruz ki, önemli olan fikir sisteminin ortadan kaldırılmasıdır. Bunun dışında yapılan faaliyetler pek bir anlam ifade etmez. Bu durumda, Mehdi'nin Süfyan'ı öldüreceği yönündeki bazı hadisleri, onun döneminde hiç kan akıtılmayacağını unutmadan değerlendirmek gerekir. O halde bu hadislerdeki ifadelerle, Mehdi'nin şu an yeryüzünde hakim olan maddeci felsefeyi, Allah'ı inkar eden ideolojileri yok etmesine, ilmi yöntemlerle çürütmesine işaret ediliyor olabilir.

Allah, Kuran'da bu gerçeklerin her zaman için yalan ve batıl üzerine galip geleceğini şöyle haber vermektedir:

Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)

… Gerçekten Allah, kafirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır. (Enfal Suresi, 18)

Mehdi'nin Tanınması

Bir adam (Mehdi) semadan ismiyle mutlaka çağırılacak ve delil onu inkar etmeyecek, zelil ona mani olmayacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52)

Gökten bir ses gelecek, onu ne delil inkar edecek ve ne de delil olmaktan o alıkonacak. (Kıyamet Alametleri, s. 200)

Onun ismiyle semadan nida olunacak ve hiç kimse onun Mehdiliğini inkar etmeyecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)

Hz. Mehdi tam manasıyla ortaya çıktığında, Hz. Muhammed'in bildirdiği şekil ve sureti, mücadelesi, yardımcıları, fethedeceği yerler ile ilgili bütün hadis-i şeriflerle uygunluk gösterecek, böylece bu konuda hiç kimsenin kalbinde en ufak bir şüphe ve tereddüt kalmayacaktır. Herkes tam kanaat getirerek, onun Mehdiliği'ni tasdik edecektir.

Mehdi'ye 40 Yaşlarında Biat

… Bir adam, "Ya Resulullah o gün insanların imamı kimdir?" dedi. Buyurdu ki: "Evladımdan 40 yaşındaki Mehdi'dir." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22)

Mehdi, benim evlatlarımdandır, 40 yaşlarındadır. (Kıyamet Alametleri, s. 163)

Allah Kuran'da 40 yaşın insan için olgunluk yaşı olduğunu belirtmiştir. Peygamber Efendimiz'e peygamberlik görevi de bu yaşında verilmişti.

... Nihayet güçlü (erginlik) çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım." (Ahkaf Suresi, 15)

Müminler Mehdi zuhur ettiğinde ona biat edecek ve O'na bu şerefli mücadelesinde destekçi olacaklardır. Allah, Kuran'da müminlerin elçiye olan biatları şu şekilde belirtmiştir:

Andolsun, Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur, kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık) olarak vermiştir. (Fetih Suresi, 18)

Mehdi'nin Çıkışının İlanı

Semadan (gökten) zuhur eden bir el ve "Emiriniz Mehdi'dir" şeklinde bir nida duyuluncaya kadar tefrika ve ihtilaflar devam edecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 55)

O günün alameti: Semadan bir el uzanacak ve insanlar ona bakacak ve göreceklerdir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 55)

O günün alameti semadan uzatılmış ve insanların kendisine bakıp durduğu bir eldir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 69)

Mehdi'nin çıkışını ilan eden hadislerde geçen "el" kelimesinin bizim bildiğimiz manada bir el olmadığı açıktır. Bu hadiste geçen ifade müteşabih bir ifadedir. Bu hadislerle ilgili olarak pek çok din aliminin ortak kanaati, bu elin gökyüzünden yayılan televizyon ya da radyo dalgalarına işaret ettiği yönündedir. Bu el hemen her eve uzanıyor ve herkes tarafından görülebiliyor. Yine aynı hadislerde geçen "… İnsanlar ona bakacak ve göreceklerdir" cümlesi de bu hususa işaret ediyor olabilir. Bu konudaki diğer rivayetler de şöyledir:

Semadan (gökten) bir ses onu ismiyle çağıracak ve doğuda, batıda hatta uykuda olan bile bu sesi duyacak ve uyanacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 56)

Onun ismiyle semadan nida olunacak ve hiç kimse onun Mehdiliği'ni inkar edemeyecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

Bir adam semadan ismiyle mutlaka çağrılacak ve delil onu inkar etmeyecek, zelil ona mani olmayacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52)

Hadislerdeki "insanlar ona bakacak ve göreceklerdir" ifadesi ile televizyon yayınına dikkat çekilmiş olabileceği gibi, bu hadisteki "semadan bir ses onu ismiyle çağıracak" ifadesiyle de radyolardan yapılan yayınlara dikkat çekiliyor olabilir. Yine semadan Mehdi'yi çağıracak bu ses hem doğuda hem batıda dünyanın her tarafında duyulabiliyor, bu sesi her kavim kendi lisanında işitebiliyor.

Bu ses bütün yeryüzüne yayılacaktır, her kavim kendi dilinden duyacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 51/Kıyamet Alametleri, s. 201)

Semadan, arz ehline şamil olan bir ses ki, herkes bunu kendi lisanında işitir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 37)

Rivayetlerden anlaşılıyor ki Mehdi ortaya çıktığında, radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçları ile bu önemli haber doğudan batıya kadar bütün dünyaya ilan edilecek ve herkes bu haberi kendi dilinden yayınlayacak, herkes bu haberi işitecektir.

Bediüzzaman Said Nursi de kıyamet alametlerinden olan Deccal'in çıkışı ile ilgili aynı yorumları yapmaktadır:

Rivayette var ki: Deccal çıktığı gün bütün dünya işitir…

Allahu a'lem, bu rivayetler tamamen sahih olmak şartıyla te'villeri şudur: Bu rivayetler mu'cizane haber verir ki: "Deccal zamanında vasıta-ı muhabere (haberleşme vasıtaları)… O derece terakki edecek ki, bir hadise bir günde umum dünyada işitilecek. Radyo ile bağırır, şark-garb işitir ve umum ceridelerinde (gazetelerde) okunacak… diye zuhurundan on asır evvel telgraf, telefon, radyodan mu'cizane haber verir. (Şualar, s. 496)

Bu konuya işaret eden diğer hadis-i şerifler şöyledir:

Semadan bir münadi "Hak Al-i Muhammed'dedir." şeklinde bağırdığı zaman Mehdi zuhur eder, herkes sadece O'ndan konuşur. O'nun sevgisini içer ve O'ndan başka bir şeyden bahsetmezler. (Kitab-ü l Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33/ El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 40/ Kıyamet Alametleri, s. 200)

Çok yaygın ve sona ermesi mümkün görülmeyen bir fitne çıkacak, ve bu fitne semadan 3 kez "Emir Mehdi'dir, gerçek O'dur" şeklindeki nidaya kadar sürecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 55/Kıyamet Alametleri, s. 200)

Gökten şöyle bir ses duyulacak: "Ey insanlar, artık Allah, Cebbarları, Münafık ve yardımcılarını sizden uzaklaştırdı. Ümmet-i Muhammed'in en hayırlısını başınıza getirdi.." (Kıyamet Alametleri, s. 165)

Mehdi'ye İstemediği Halde Biat Edilmesi

Hz. Mehdi insanların "Eğer kabul etmezsen, senin boynunu vururuz" şeklindeki zorlamalarından sonra Rükün ve Makam arasında biatları kabul edecektir.

Onun yanına, büyük bir fitneden sonra kendilerine hükmetmesi için gidilecek ve ancak ölümle tehdit edildikten sonra başa geçmeye razı olacaktır. Ondan sonra insanlar arasında bir damla kan dökülmeyecektir.

Halifenin ölümü anında ihtilaf olur. Medine halkından bir kişi koşarak Mekke'ye çıkar. Mekke halkından bir grup onu, istememesine rağmen (bulunduğu yerden) çıkarırlar. Hacer-ı Esved'le Makamı İbrahim arasında ona biat ederler. (Sünen-I Ebu Davud, 5-94/El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)

Hz. Mehdi istemediği halde ona biat edeceklerdir. Daha sonra Hz. Mehdi, onlara 2 rekat namaz kıldıracak ve Makam'ın yanında minbere çıkacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 34,50 44)

Fitne içindeki insanlar kan akıtıldığı bir zamanda evinde oturmakta olan Mehdi'ye gelir ve "Bizim için kalk artık" der. O ise kabul etmez, ancak ölümle tehdit edildikten sonra onlar için kalkar. Ondan sonra artık kan dökülmez.

Hz. Fatıma'nın soyundan gelen Mehdi, Mekke'de meydana çıkarılır ve istemediği halde kendisine biat edilir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman s. 52, 53)

Hadis-i şeriflerde Mehdi'ye biatın kendisi istemediği halde yapılacağı bildiriliyor. Bu da gösteriyor ki Mehdi kendisini hiçbir zaman Mehdi olarak ilan etmeyecektir, hatta insanlar ona gelip "alametler sende mevcut, sen Mehdi'sin" dedikleri halde o yine de reddedecektir. Ancak devletin isteği ve ısrarı ile bu görevi yüklenecektir. Bu görev, pek ağır ve zorluklarla doludur. Bu görevi üstlenen kişi, bütün Müslümanlardan, hatta koruması altında yaşayan ehli kitaptan Allah'a karşı sorumludur. Hz. Muhammed bu önemli göreve talip olanları birçok kez uyarmıştır:

Ebu Said, Abdurrahman b. Semüre'den: "Günün birinde Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bana hitaben şöyle buyurdu: 'Ey Abdurrahman, memuriyet isteme; çünkü kendin istemeden memuriyete tayin olunursan Allah'dan yardım görürsün. Eğer kendi arzunla tayin olunursan o vazife ile başbaşa bırakılırsın.'" (Buhari ve Müslim'den Riyazü-s-Salihin, 2/89)

Ebu Zer'den: "Ya Resulullah! Beni memur tayin etmez misin?" dedim. Mübarek elini omuzuma koydu, sonra şöyle buyurdu: "Ebu Zer, sen zayıfsın; memuriyet bir emanettir. O kıyamette rüsvaylık ve pişmanlıktır. Yalnız o emaneti ehil olup alan ve hakkıyla başaran müstesnadır." (Müslim'den) Riyazü-s -Salihin, 2/90)

Allah Kuran'da Hz. Yusuf'un da, kendi isteği olmaksızın, bulunduğu ülkenin kralı tarafından hazinenin başına getirildiğini bildirmektedir. Hz. Yusuf zindanda olduğu halde onun üstün ahlakını, doğruluğunu, adaletini, bilgisini, güvenilirliğini teşhis eden kral, onun halka faydalı bir insan olabileceğini anlamış ve hizmet edebilmesi için önemli bir görev vermiştir:

Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, onu kendime bağlı kılayım." Onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: "Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin." (Yusuf Suresi, 54)

İşte Mehdi'nin lider olarak başa geçirilmesi de aynı Hz. Yusuf da olduğu gibi devletin talebi ile olacaktır.

Mehdi'nin Kaybolması

Mehdi iki kez insanların gözünden kaybolacaktır. Bir seferinde o kadar uzun bir zaman görülmeyecek ki, kimisi onun öldüğünü, kimisi de bırakıp gittiğini zannedecek, yakın arkadaşları dışında hiç kimse onun yerini bilemeyecektir.

(Bu hadis, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman isimli kitabın Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan el yazması bir nüshasında mevcuttur.)

Yukarıdaki hadis-i şerif Hz. Mehdi'nin zuhurundan sonra biri kısa diğeri uzun bir süre olmak üzere 2 kez insanlardan ayrı kalacağını bildiriyor. Ayrıca Mehdi'nin ikinci kayboluşunun daha ağır şartlarda ve daha uzun süreli olduğuna, o devrede onunla görüşmenin güçlüğüne ve sadece yakınları ile görüşme imkanı olduğuna da dikkat çekilmiştir.

Hz. Mehdi diğer hadis-i şeriflerin tariflerine göre, çıkışı ile birlikte mücadelesine başlayacak, insanları Hak ve hakikata davet edecektir. Hz. Mehdi'nin faaliyetlerinin en yoğun olduğu dönemde mücadelesini bilerek terk etmesi düşünülemeyeceğine göre, onun insanlardan ayrı ve uzak kalması kendi iradesi dışında gerçekleşecektir:

Bir gün Huzeyfe'nin yanında Mehdi'nin çıktığı söylendi. O dedi ki: Siz eğer aranızda Hz. Muhammed'in ashabı olduğu halde o çıkarsa felah buldunuz. Muhakkak ki, O, insanların karşılaştıkları şerler sebebi ile GAİB'in (Mehdi'nin) kendilerine insanların en sevgilisi olmadıkça çıkmayacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 27)

Mehdi'nin kayıplığı efsane şeklinde yüzlerce yıl süren bir kayıplık değil, fakat belli aralıklarla insanlar arasından ayrılma, zorunluluklar neticesinde onlardan uzak kalma şeklinde gerçekleşecektir. Hadisin son kısmında bu kayıplık devresinde insanların çeşitli zulümlere maruz kalmaları sebebiyle Mehdi'ye karşı olan sevgi ve özlemlerinin artacağına işaret ediliyor.

Bu noktada Yusuf kıssası ile Mehdi konusu arasında yer alan önemli bir benzerliğe de işaret etmek gerekir. Hz. Yusuf da Kuran'da anlatıldığı üzere Mehdi gibi, biri kısa diğeri uzun süre olmak üzere iki defa insanların gözünden kaybolmaktadır. Birincide, Hz. Yusuf kardeşleri tarafından kuyuya bırakılmış (1), kısa bir süre sonra oradan geçen kafile onu oradan çıkarmış, ikincide ise haksız yere zindana atılmış (2), uzun bir müddet orada kalmıştır. Fakat sonradan masumluğu anlaşılarak, zindandan çıkartılmıştır.

Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin." (Yusuf Suresi, 15)

Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)

Mehdi'nin Yakın Yardımcıları

Ahir zamanda Allah, Mehdi'nin çevresine öyle mübarek bir grup toplar ki, bu grup munis, kalpleri uzlaşmış ve birbirlerine geniş bir sevgi ile kaynaşmışlardır, bu kavmin Mehdi'ye karşı sevgileri de oldukça fazladır.

Muhammed b. Hanefi'den rivayet edildi ki:

Bir gün biz Hz. Ali'nin yanındayken birisi Hz. Mehdi'den sual etti. Ali, "Heyhat" dedi. Sonra eliyle bir dokuz yaptı ve sonra da O ahir zamanda, kişiye "Allah'dan kork, Allah'dan kork" denildiği zamana çıkar dedi. (ve şöyle devam etti):

Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O'nun etrafına bir kavim toplar. Onların kalplerini uzlaştırır. Onlar içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılana da sevinmezler. Sayıları Bedir ashabı kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 57)

Sayılarının Azlığı

Mehdi'nin yardımcılarının sayıları hakkında hadislerde şu bilgiler verilmektedir:

Bu vezirler ondan aşağı ve fakat beşten yukarı olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 187 )

Memleket işlerinin ağırlıklarını onunla paylaşacaklar. Dokuz kişiden ibaret olacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 187)

Mehdi daha çıkmadan önce onun bir arkadaşı ona tabi olan bazı insanlarla karşılaşacak ve "siz burada kaç kişiniz?" diye soracaktır. Onlar da "40 kişiyiz" cevabını verecekler. "Siz Mehdi'yi gördüğünüz zaman ne yapacaksınız?" şeklinde tekrar soracak ve "o, dağların başında kalsa biz de kalırız" cevabını alacaktır. Bunun üzerine o kişi gidecek, ertesi gece tekrar gelerek, "reislerinizden 10 kişiyi ayırınız" diyecek ve Mehdi onlarla buluşacaktır.

... Mehdi'nin Süfyani ile savaşında en büyük ordusu 100 (yüz) kişiden müteşekkildir.

(Bu iki rivayet, "Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman" adlı eserin Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan nüshasında mevcuttur.)

Bedir savaşındaki askerler gibi 313 kişinin kumandasını elinde tutarak etrafa meydan okuyacak, çünkü bu 313 kişi gece abid, gündüz kahraman niteliğini taşımaktadırlar. (Kıyamet Alametleri, s. 169)

Muhammed b. Hanefi'den rivayet edildi ki: "... Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O'nun etrafına bir kavim toplar. Onların kalplerini uzlaştırır. Onlar içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılana da sevinmezler. Sayıları Bedir ashabı (313) kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler ve onların sayıları Talut ile nehri geçenler kadardır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)

Hz. Mehdi'ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 25)

Hz. Mehdi'nin yardımcıları; talebeleri, talebelerinin hasları, hasların havası şeklinde farklı derecelerde olabilir. Belki de bu farklı rivayetler, muhtelif gelişme safhalarındaki sayılara işaret etmektedir.

Hz. Mehdi'ye ilk anda biat edenlerin bu kadar az sayıda (313) olması makul karşılanmalıdır. Çünkü Allah'ın bir kanunu olarak tarihin her döneminde hep böyle olmuştur. Hz. Nuh ve Hz. Musa zamanında da böyleydi. Hz. İsa'ya tabi olanlar 12 kişiydi. Hz. Muhammed'e ilk inananlar da çok az sayıda kimseydi. Bazı rivayetlerden öğrendiğimize göre peygamberliğinin ilk altı yılında ona inananlar sadece 40 kişiydi.

Allah, elçilere başlangıçta tabi olan ve mücadeleyi başlatan müminlerin her devirde az sayıda oldukları fakat, her zaman Kendi izniyle galip geldikleri Kuran'da bize bildirmektedir:

Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 249)

Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: "Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti. (Hud Suresi, 40)

Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur." (Şuara Suresi, 53-54)

Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. (Yunus Suresi, 83)

Bu Yardımcıların Üstünlüğü

Onun (Mehdi'nin) kumandanları insanların en hayırlısıdır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

Onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir. (Sünen-i İbni Mace, 10/259)

Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır. (Ramuz el-Ehadis, 1/135)

Süfyan ve Mehdi savaş için karşı karşıya geldiklerinde bir münadi şöyle seslenecek "Allah'ın dostları Mehdi'ye tabi olanlardır." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 68)

Şehidleri; şehidlerin en hayırlısı, emirlerin en üstünüdür. Onlar Allah'ın has kullarıdır. (Kıyamet Alametleri, s. 198)

Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)

Bediüzzaman Said Nursi de Hz. Mehdi'nin yardımcıları hakkında şöyle demektedir:

Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas, sadakat ve tesanüd (birlik) sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir (talebelerdir). Ne kadar da az olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. İşte o pek kesretli, o muktedir ordu, Al-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselam'dır ve Hz. Mehdi'nin en has ordusudur. (Emirdağ Lahikası, s. 259)

Kuran'da Mehdi'nin yardımcılarının üstün ahlakına işaret edebilecek ayetlerden bazıları aşağıda verilmiştir:

Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Ali İmran Suresi, 104)

Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam'a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır. (Al-i İmran Suresi, 110)

Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. (Ali İmran Suresi, 114)

Bu Yardımcıların Diğer Özellikleri

Mehdi'nin yardımcıları Arap olmayacak, diğer milletlerden olacak. (Kıyamet Alametleri, s. 187)

Bu 313 kişi gece abid, gündüz kahraman niteliği taşımaktadır. (Kıyamet Alametleri, s. 169)

Onun (Mehdi'nin) bayrağı altında hiçbir birliği mağlup edilmez. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 438)

Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime ve Cebbar oğul Cebbar'a galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz aslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemeyecek. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57-68)

Bu Yardımcılar Hakkında Dedikoduların Çıkacağı

Muhakkak ki sizler yakında Ben-ü Esfar'la harp edeceksiniz. Sizden sonra onlarla harp etmek için Müslümanların en hayırlıları çıkar ki onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir. Bu İslamın hayırlılarının ordusu Konstantiniyye'yi tesbihlerle, tekbirlerle fethederler... (Sünen-i İbni Mace, 10/259)

Bu rivayette Mehdi'nin yardımcıları hakkında kınama ve dedikodu olacağından bahsedilmektedir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, burada kastedilenler ufak tefek dedikodular olsalar bu rivayete konu olmazlardı. Demek ki bu kişiler hakkında çok fazla ve garip dedikodular olacaktır. Fakat rivayetin hemen devamında onların bu dedikodulardan korkmayacağı, sabırlı olacakları açıklanmaktadır. Bu dedikoduların, onların Mehdi'nin yardımcıları olarak tanınmalarından önceki bir döneme ait olması muhtemeldir. Çünkü daha sonra bütün İslam alemi onları tanıyacak ve bağlılıklarını bildireceklerdir.

Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 54)

Aralarından Ayrılanların Olacağı

Mehdi'nin çevresindeki bu grup her şeyi Allah'tan bekledikleri için, aralarından herhangi birinin ayrılması veya eksilmesi onları üzüntüye düşürmez, hiç sarsılmadan yiğitçe hizmetlerine devam ederler. Yine kendilerine katılan biri olduğunda da bu yeni kardeşlerini Allah'ın gönderdiğini, ona hidayet verdiğini, ahlakını güzelleştirdiğini, kalbine muhabbet ve sevgi koyduğunu bilirler, kendi nefislerine bundan bir pay çıkarıp, sevinmezler.

Resulullah buyurdu ki: Ümmetimden bir cemaat Allah'ın emri tahakkuk edinceye kadar batıla galebe çalarak hak üzere devam edecek ve onları yardımcısız bırakanlar onlara zarar veremeyeceklerdir. (Sünen-i Tirmizi, 4/91)

Hz. Muaviye'den rivayet edilmiştir: "Ümmetimden bir taife herkes üzerine hakim olmadıkça kıyamet kopmaz. Onlar kendilerini terk edenlere aldırmaz ve kendilerine yardım edene de aldırmazlar. (Ramiz El-Ahadis 476, Sünen-i ibni Mace'den)

Hz. Cabir'den rivayet edilmiştir: "Bu iş ondan ayrılanlara rağmen muzaffer olarak devam edecektir. Muhaliflerin ve ayrılanların ona zararı olmaz. (Ramuz-El Ahadis, s. 487 -Tabarani'nin Kebir'i-)

Hadislerde Mehdi cemaatinden ayrılanların olacağı bildirilmektedir. Fakat yine bu hadislerden anlamaktayız ki aralarından ayrılan kişilerle bu cemaat zayıflamayacak, bilakis bu zayıf ruhlu insanların gidişiyle daha da güçlenecektir. Allah onları işlerinde her zaman başarılı kılacak, onlara yardım edecektir.

Allah İslam ahlakını yeryüzünde hakim kılmayı kendilerine görev bilmiş bu insanları çok güç şartlarda imtihan edebilir. Onların içinden seçkin, nefsine hakim, Allah'ın rızasından başka hiçbir şey düşünmeyen halis bir topluluğu bu şekilde ortaya çıkaracaktır. Zorlu imtihanlardan geriye kalanlar Mehdi'nin seçkin cemaatini oluşturacaklardır. Allah, Kuran'da müminlerin deneneceklerini haber vermektedir:

Andolsun, biz sizden mücahit olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız). (Muhammed Suresi, 31)

Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)

Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)

Yoksa siz, Allah, içinizden cihat edenleri belirtip-ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? (Al-i İmran Suresi, 142)

Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (Al-i İmran Suresi, 186)

Bu insanlar arasından, rahatına düşkünlüğünden, korkaklığından, canına ve malına zarar gelebileceği endişesinden dolayı ayrılanlar olacaktır. Bu şerefli görevi bırakıp terk edenlerin en önemli özellikleri, ayrılmalarıyla duydukları suçluluk hislerini bir nebze olsun bastırmak için geride bıraktıklarını karalamaya ve suçlamaya çalışmaları, münafıklık yapmalarıdır. Nitekim Peygamberimiz döneminde de aynı olaylar yaşanmıştır:

Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır. (Muhammed Suresi, 25)

Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı. (Tevbe Suresi, 81)

Oysa andolsun, daha önce 'arkalarını dönüp kaçmayacaklarına' dair Allah'a söz vermişlerdi; Allah'a verilen söz (ahid) ise, (ağır bir) sorumluluktur. (Ahzab Suresi, 15)

Ki (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır. (Bakara Suresi, 27)

Aşağıdaki ayetlerde de insanların zorluk ve sıkıntıya dayanamama, mal ve ticaret sevgisi, nefsani olarak kadınlara düşkünlük, zevkli ve keyifli yaşama arzusu sebebiyle dine hizmetten geri kaldıkları hatta cemaatlerinden ayrıldıklarına dikkat çekilmektedir:

Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor. (Tevbe Suresi, 42)

Onlardan kimi gelip seni dinler. Nitekim yanından çıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere derler ki: "O biraz önce ne söyledi?" İşte onlar; Allah, onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır. (Muhammed Suresi, 16)

Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir. Senden, yalnızca Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya kapılıp, kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister. Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi, herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah, (savaşa) gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve; "(Onlara) Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi. (Tevbe Suresi, 44-46)

İnsanlardan öylesi vardır ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden 'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz gerçekten sizlerle birlikteydik" demektedirler. Oysa Allah, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir? (Ankebut Suresi, 10)

İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: " Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı. Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün." Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı. (Ahzab Suresi, 11-13)

Aşağıdaki hadiste ise Mehdi'nin yanından ayrılan bu kişilerin, bu cemaate hiçbir fayda getirmeyecek kötü ahlaklı ve münafık zihniyetli kişiler oldukları anlatılmaktadır. Hadislerde ayrılan bu kişilerin münafık zihniyetli kişiler olduğu anlatılmaktadır.

Mehdi ile birlikte cihada çıkacaklar. Sonra medine (şehir) sarsılacak, münafıkları içinden atacaktır, orada halis Müslümanlar kalacaktır...

Fitne bütün dünyayı saracak, yalnız medineliler hidayet içinde olacaklardır. Zira onlar gerçek halife Mehdi'ye tabi olmuşlardır. Gerçek halife mevcud olup da onu tanımayan veya tanıyıp da ona bağlanmayan kimsenin ölümü cahiliye ölümü gibidir.

Sonra, o içinizdeki yaramazları atacak böylece münafıklar ve kötü kişiler oradan ayıklanmış olacaklar ve halis iman medinede kalacak... İşte "Din medineye dönecektir" sözünün manası budur. (Kıyamet Alametleri, 257)

Allah'ın Kuran'da münafıklarla ilgili bildirdiği ayetlerden bazıları şöyledir:

Allah, murdar olanı, temiz olandan ayırd edinceye kadar mü'minleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır. (Ali İmran Suresi, 179)

Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? Eğer biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir. (Muhammed Suresi, 29-30)

Kötü ahlakta ve münafık zihniyette olan bu kişiler Mehdi'nin yakın çevresi içinde kalsalar onlara zorluk, fitne ve bozgunculuk çıkaracakları için, Allah onları uygun bir sebep yaratarak bu kutlu insanlardan ayırır, geriye sadece halis olanları bırakır. Kuran'da elçilerin cemaatlerinde de bu tip kişilerin olduğu bildirilir:

Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir. (Tevbe Suresi, 47)

Mehdi Dönemindeki Üç Düşman

Hadislerde Hz. Mehdi döneminde yaşayacak ve ona düşmanlık edecek üç kişiden bahsedilmektedir. Bunlar süfyani, topal olduğu bildirilen bir kişi ve Mesih Deccal'dir.

Süfyani

Hadislerde Hz. Mehdi'nin düşmanı olacak süfyani lakaplı bir kimseden bahsedilmekte ve Mehdi ile aralarında bir savaş olacağı bildirilmektedir.

Süfyan ve Mehdi savaş için karşı karşıya geldiklerinde bir münadi şöyle seslenecek: Allah'ın dostları Mehdi'ye tabi olanlardır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 68)

Hadislerde Süfyani hakkında geniş bilgi verilmektedir:

Şam'ın ortasından adına Süfyani denilen ve kendisine tabi olanların çoğunun Kelb kabilesinden olacağı biri çıkar. O insanları öldürür, hatta kadınların karınlarını deşip çocuklarını katleder.(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 40)

Hz. Ali'nin rivayetinde ise ilave olarak:

Süfyani'nin kafası oldukça büyüktür. Yüzünde kaşıntılı bir hastalıktan eser vardır. Gözünde de beyaz bir nokta bulunur. Kendisine karşı toplanan Kays kabilesini de iyice yok eder. (işte o zaman) Ehl-i Beytimden bir adam çıkar. Onun haberi Süfyana ulaşınca, Süfyan ona karşı bir ordu gönderir. Ancak Mehdi bu orduyu hezimete uğratır. Süfyani ikinci kez bir ordu gönderir. Ancak bu ordu Beyda'ya vardığında yere batırılır, kendilerinden haber getirenlerin dışında hiç kimse sağ kalmaz. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 40)


Hadislerde Hz. Mehdi ile aynı dönem yaşayacağı belirtilen Süfyan'ın özellikleri Müslümanlara karşı çok büyük katliamlar gerçekleştiren Hafız Esad'la çok büyük benzerlikler göstermektedir.

Hadislerde Hz. Mehdi ile aynı dönemde yaşayacağı belirtilen Süfyan'ın özellikleri, 1970 yılında darbe ile yönetimi ele geçiren Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'la büyük benzerlikler göstermektedir. Süfyanın fiziki görünümü hakkında verilen en çarpıcı bilgi onun kafasının büyük olmasıdır. Gerçekte de Hafız Esad'ın kafası vücuduna oranla fark edilir derecede büyüktür. Ayrıca hadiste, Şam'dan çıkacak olan Süfyani'nin Müslümanlara karşı olan acımasız tutumundan bahsedilmektedir. Gerçekten de 1980'den itibaren Hafız Esad Müslümanlara karşı inanılmaz bir baskı politikası izlemiş ardından büyük katliamlar düzenlemiştir.

Süfyani hakkındaki diğer bir hadis de anlattığımız olaylara uygunluk göstermektedir.

"Ciğerlerini yiyenlerin oğlu" olan Süfyani kuru bir vadiden çıkar. Kelp kabilesinden abus çehreli, sert kalpli adamlardan kurulu bir ordu düzenler. Ve bunlar her tarafa zulmederler. O; medrese ve mescidleri yıkar, rüku ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkarır. Alim ve zahidleri katleder, pek çok şehiri de işgal eder. Kan akıtmayı helal kılarak Ali Muhammed'e düşman kesilir. Kendi zulüm ve keyfine karşı geleni öldürtür. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 37)

Hafız Esad 1982 Şubatı'nda Hama kentine bir tank saldırısı yaptırmış, ayrım gözetmeden tüm semtleri top ateşine tutturmuş, bir ay kadar süren bu katliamda şehir enkaz haline gelmiştir. Ardından Esad kuvvetleri şehirdeki 15 yaşından yukarı bütün erkekleri toplu olarak kurşuna dizmişlerdir. Bu akıl almaz katliamlar neticesinde Suriye'de 30 bin masum Müslüman katledilmiştir. Hadisin devamında Süfyan'ın mescitleri yıkacağından bahsedilmektedir. Nitekim Hafız Esad'ın kontrolündeki kuvvetler Hama olayları sırasında 84 camiyi yerle bir etmiştir. (Nusayrilik ve Suriye'de Nusayri Zulmü, Ali Gülşehri, Nizam Yayınevi, İstanbul, 1982)

"Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman" kitabının 52. ve 53. sayfalarında anlatılan uzun hadiste, Süfyan'ın yardımcısının Haddam adında birisi olacağından bahsedilmektedir. Bilindiği gibi Hafız Esad'ın en yakın yardımcısı General Abdülhalim HADDAM'dır. Bu kişinin isminin hadiste bu kadar net bir biçimde bildirilmiş olması Süfyan'ın Hafız Esad olduğu ihtimalini daha da kuvvetlendirmektedir.

Konunun başında verdiğimiz hadiste Hz. Mehdi'nin Süfyanla olacak savaşından bahsedilmiştir. Kitap boyunca delillerini verdiğimiz gibi Hz. Mehdi'nin çıkmasının beklenmesi gereken ülke Türkiye'dir. Suriye'nin Türkiye ile senelerden beri süregelen Hatay konusuyla başlayan ve su sorunu ile devam eden geriliminin Hz. Mehdi döneminde bir savaşa yol açabileceği düşünülebilir. Diğer İslam ülkeleri arasında Suriye, din karşıtı politika izleyen devletlerin en başında gelmektedir. Hz. Mehdi'nin çıktığı dönemde de Süfyan'ın ona karşı tavır alması, savaş başlatması beklenebilir. Ancak yukarıda verdiğimiz ve Hz. Ali tarafından nakledilen hadise göre bu ordular hezimete uğratılacaklardır.

Topal Bir Adam

Hz. Mehdi'nin çıkış alametlerini anlatan hadislerden bir diğerinde ise topal bir adamdan bahsedilmektedir. Hz. Mehdi döneminde yaşayacak olan bu kişi hakkındaki iki hadis şöyledir:

Çıkışının bir alameti de Batı'dan bayrakların çıkması ve başlarında Kinde kabilesinden topal bir adamın bulunmasıdır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58)

Kinde soyundan topal bir adamın batı tarafında çıkması (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 39)

Hadislerde Mehdi'nin düşmanı olarak tarif edilen "topal kişi" hakkında yapılan yorumlardan biri şu şekildedir.

Çağımızda en etkili mücadele metodu basın ve yayın yoluyla yapılan mücadeledir. Mehdi zamanında da onun muhalifleri muhakkak bu yoldan faydalanacaklardır. Hadiste "topal bir adam" diye bahsedilen şahsın bu metodla mücadele eden, Allah düşmanı, Peygamberimiz aleyhinde iftiralar atan ateist bir grubun lideri olması muhtemeldir. Ayağının özürlü olmasının, topallayarak yürümesinin bu şahsın en açık vasfı olduğuna Peygamberimiz'in hadislerinde dikkat çekilmiştir.

Bilindiği gibi özellikle 12 Eylül öncesi dönemde bölücü örgütlerin bayraklarıyla miting meydanlarında gösteriler düzenlemeleri alışılmış bir görüntüydü. "Topal adam"ın bu bayraklarla gövde gösterilerine çıkan komünist ve materyalist ideolojiye sahip bölücü bir örgütün lideri olması muhtemeldir.

Ahir Zaman'daki Büyük Fitne: Mesih Deccal

Kitabın buraya kadar olan bölümünde verilen hadislerde, Hz. Mehdi'nin karşısındaki tüm engelleri aşarak İslam ahlakını dünyaya tebliğ edeceğinden ve büyük bir siyasi ve askeri güç elde edeceğinden bahsettik. Hz. Mehdi Hıristiyanlarla da işbirliği yaparak inkarcılara fikri planda ağır bir darbe vuracak ve inkarcı felsefeleri ortadan kaldıracaktır. Onun sayesinde hak dine dünya çapında bir yöneliş olacaktır.

Buna rağmen aşağıdaki hadisler Hz. Mehdi'nin mücadelesinde karşısına çıkacak bir fikri yenmeye ilk etapta muvaffak olamayacağını bildirmektedir. Bu fikri akım Peygamberimiz'in "Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccal'in çıkışından daha büyük bir hadise yoktur. (Müslim, Fiten:126) sözleri ile bizlere haber verdiği Mesih Deccal'dir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Hz. Mehdi, Deccal'le savaşa kadar galip olarak mücadelesini sürdürecektir. Bunu Peygamberimiz şöyle bildirmektedir:

… Deccal'le savaş oluncaya kadar ümmetimden bir taifenin (Mehdi ve yardımcılarının) "hak üzere" galip olması devam edecektir. (Ramuz El-Ahadis 65, İbni Asakir Tarihi -Ebu Muaym)

Ancak Deccal'le ilk savaşı kaybedeceği ve zor durumda kalacağı bildirilen Hz. Mehdi, -kitabımızın ilgili bölümünde anlatacağımız gibi- kısa süre sonra Hz. İsa'nın gelmesi ve yardımıyla tekrar galip gelecek ve Deccal'in ortadan kaldırılmasından sonra bir daha hiçbir zaman yenilmeyecektir.

Kıyamete (Deccal ile savaşa) kadar benim ümmetimden bir grup hak üzere galip olarak çarpışacaktır. Ve İsa b. Meryem gökten nüzul ettiğinde onların emiri (Mehdi) kendisine, "Gel bize namazı kıldır" der. Ancak O şu ümmete Allah'ın bir ikramı olarak "Sizin biriniz, diğerlerinize emirdir" cevabını verir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 80)

Hz. Mehdi Dini Aslına Döndürecektir

Peygamberimiz'in hadislerinde yer alan bir diğer konu ise, Hz. Mehdi'nin çıkacağı ortamda aslından uzak bir İslam anlayışının yaygın olacağıdır. Peygamberimiz, kendisinden sonra bidatlarla (dine sonradan eklenmiş hurafelerle) dolu bir İslam anlayışının gelişeceğini ve bu durumun Hz. Mehdi tarafından düzeltileceğini ve dinin aslına döndürüleceğini haber vermiştir:

Mehdi hiçbir bidatı bırakmayacak. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)

Mehdi kaldırmadık bid'at bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı peygamber gibi dinin icablarını yerine getirecektir. (Kıyamet Alametleri, 163)

Bilindiği gibi Peygamberimiz'in ve sahabenin vefatlarından sonra dinin içine Kuran ile taban tabana zıt hurafeler, ibadet şekilleri sokulmuş, Resulullah adına sayısız hadisler, hükümler uydurulmuştur. Ve bunların birçoğu günümüze kadar gelmiştir. Yüzyıllar süren bu süreç içinde samimi Müslümanlar bunları elden geldiğince ayıklayarak dinin aslını ayakta tutmaya çalıştılarsa da, bugün İslam adına ortaya atılan birçok konunun Kuran'da yeri olmadığı açık bir gerçektir.

Hiç şüphesiz neyin dine uygun olup neyin olmadığı konusunda başvurulabilecek tek kaynak Kuran'dır. Dolayısıyla Hz. Mehdi'nin çok iyi bir Kuran bilgisine sahip olacağı ve dine sonradan ilave edilmiş fazlalıkları Kuran'ı ölçü alarak ayıklayıp, gerçek dini ortaya çıkarması beklenebilir. Hz. Mehdi'nin dini, aynı Peygamberimiz'in uyguladığı gibi en doğru biçimiyle tatbik edeceğini aşağıdaki hadisler haber vermektedir:

Mehdi bizdendir (soyumuzdandır) Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Ve onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)

Hz. Peygamber en başta İslamı nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslam'ı ayakta tutacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)

Bugün birçok kişi din olarak babalarından, dedelerinden gördükleri İslam anlayışını benimsemiş durumdadır. Bir kısım dindarlar da, din karşıtları da İslam olarak bu dini ölçü almaktadırlar. Oysa söz konusu geleneksel din anlayışının, Kuran'daki İslam'la çelişen pek çok yönü vardır. Bu geleneksel din anlayışı, asılsız efsanelerden, sayısız batıl inanç ve törenlere kadar uzanan çok fazla ayrıntıya sahiptir. Bu geleneğin takipçilerinden din adına pek çok hikaye, kıssa, menkıbe dinlemek mümkündür. Ancak ağızlarından Kuran ayetleri ve onların hikmetlerine yönelik tek kelime dahi çıkmaz. Bugün halk arasında dindar olarak bilinen pek çok insanın Kuran ayetleri konusunda oldukça bilgisiz olması, durumun çarpıklığını ortaya koymaktadır. Ne yazık ki bu kişiler Kuran'ı rehber edinmek yerine, belli bir geleneğin getirdiği kalıpları esas almaktadırlar. Böyle olunca da Kuran ayetleri hakkında düşünmek, onlardaki hikmetleri yakalamaya çalışmak gibi bir kaygıları olmamakta, Kuran'dan uzaklaşarak ayrıntılar içinde boğulmaktadırlar. Oysa Kuran'ın gözardı edildiği bir ortamda gerçek anlamda İslam'ın bilinmesi ve yaşanması imkansızdır. Nitekim Allah'ın Kuran'da bildirdiğine göre, ahiret günü Peygamberimiz kendi ümmetinin "Kuran'ı terk ettiğini" söyleyecektir:

Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar." (Furkan Suresi, 30)

Kuran'ı bırakıp, ondan yüz çevirenleri ise Allah şöyle uyarmaktadır:

Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana katımızdan bir zikir verdik. Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir. Onda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. (Taha Suresi, 99-101)

Birçok insanın İslam'dan uzak durmasının ana sebebi dinin olduğundan çok farklı biçimde sunulmasıdır. Pek çok kişi, bu geleneğe dayalı dinin bir takım mantıksızlıklar ve, sayısız çelişki içerdiğini fark edebilmekte, doğruları ortaya çıkaracak birilerini aramaktadır. Allah bunu sağlama görevini herhangi bir insana değil, Hz. Mehdi'ye vermiştir. O geldiğinde vicdan sahibi herkesi rahatsız eden, Allah'a yakınlaşmasını, dini yaşamasını engelleyen bu durum sona erecektir. Çünkü Hz. Mehdi bahsettiğimiz tüm çarpıklıklara son verecek, dinin aslında olmayan, sonradan ilave edilmiş birçok hurafe, inanış ve ibadet şekillerini İslam'dan temizleyecektir.

Hz. Mehdi'nin dini aslına döndürme yönündeki bir diğer faaliyeti ise İslam alemi içindeki ihtilafları, ayrılıkları ortadan kaldırmasıdır. İslam tarihinin en büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi "Fütühat-ül Mekkiye" isimli eserinde bu konuda şu tespiti bildirmiştir:

... Mehdi, dini Peygamber'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s.186-187)

İçinde bulunduğumuz dönemde, Müslümanların en temel konularda bile ihtilafa düştükleri bir gerçektir. Oysa Allah, Kuran'da dinde ayrılığa düşülmemesini emretmektedir:

İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup-sakının. Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir. (Muminun Suresi, 52-53)

Ki onlar Kur'anı parça-parça kıldılar. (Hicr Suresi, 91)

O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. (Şura Suresi, 13)

Bu, Allah'ın Kitabı şüphesiz hak olarak indirmesindendir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise uzak bir ayrılık içindedirler. (Bakara Suresi, 176)

Hz. Mehdi'nin aynı Hz. Muhammed gibi Kuran'ı esas alacağını söylemiştik. Hz. Mehdi -daha önceki bölümlerde yer verildiği gibi- Arap olmamasına rağmen Kuran'ı çok iyi bilecek, o güne kadar bilinmeyen birçok konuyu izah edecektir. Çünkü elçilerin birinci görevi tabi oldukları kitabı insanlara açıklamaktır:

Andolsun ki Allah, mü'minlere içlerinden, kendilerinden olan bir elçi göndermekle lütufta bulunmuştur. Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)

Kuran'da, İslam'ın yaşanması çok kolay bir din olduğu, hükümlerin çok açık ve net olduğu bildirilmektedir. Nelerin hatalı, nelerin doğru olduğu, hangi davranışların cennete hangilerinin cehenneme götüreceği çok açık biçimde Kuran'da anlatılmıştır.

Allah, Kuran'da gerekli her türlü bilginin bulunduğunu birçok ayette bildirmiştir:

… Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. (Enam Suresi, 38)

... Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)

Böylece biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme oluşturur. (Taha Suresi, 113)

Andolsun, biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik. (Zümer Suresi, 27)

Allah, Kendi koyduğu kurallar haricinde din adına hükümler icat edenleri ise şöyle uyarmaktadır:

Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Maide Suresi, 87)

Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. (Nahl Suresi, 116)

... Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır. (Enam Suresi, 140)

İslam'ın yaşanması son derece kolay bir din olduğunu Allah şöyle bildirmiştir:

O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir... (Hac Suresi, 78)

Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez (Bakara Suresi, 286)

Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister: (Çünkü) insan zayıf olarak yaratılmıştır. (Nisa Suresi, 28)

... Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (Maide Suresi, 6)

Hz. Muhammed hakkındaki aşağıdaki ayette, peygamberin geliş amaçlarından birinin insanların üzerindeki ağır yükleri ve zincirleri indirmek olduğu belirtilmektedir:

Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)

Gerçek din, yukarıdaki ayetlerde de haber verildiği gibi kolaylık üzere kuruludur. Peygamber Efendimiz de pek çok hadisinde insanlara zorluk çıkartılmaması gerektiğini belirtmiştir:

Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. (El-Lü'lüü Vel-Mercan, 2/296)

Allah beni ruhbaniyetle görevlendirmedi. Allah yanında dinin hayırlısı kolay tevhid yoludur. (Ramuz-El Ehadis, 2/498)

Dinde aşırılıktan sakınınız. Sizden öncekiler ancak bu yüzden helak oldular. (Ramuz-El Ehadis, 1/176)

Elbette bahsettiğimiz konu için Hz. Mehdi'nin bazı özeliklere sahip olması gerekmektedir. Nitekim Bediüzzaman Mehdi'yi tanımlarken onun en büyük müceddid ve en büyük müçtehid olduğunu söyler. Mehdi'nin en büyük müceddid oluşu, onun daha önce kimsenin yapmadığı kadar büyük bir tecdid (yenileme) hareketi yapacağını gösterir. "En büyük müçtehid olduğuna göre de, başka müçtehitlerin önceden yaptıkları içtihatlara göre değil, kendi içtihadına göre davranacaktır:

Cenab-ı Hak… Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müctehid, en büyük müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam, olan bir zat'ı nuraniyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i nebeviden olacaktır. (Mektubat, s. 411)

Bediüzzaman'ın belirttiği gibi Hz. Mehdi şimdiye kadar hiçbir İslam aliminin sahip olmadığı bir yorumlama ve sonuç çıkarma yeteneğine sahip olacaktır. Dahası Hz. Mehdi bunların hiçbirinde yanılgıya düşmeyecek, her konuda en isabetli kararı verecektir. Bu Peygamberimiz'in haber verdiği önemli bir gerçektir:

Mehdi benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecektir. (Kıyamet Alametleri, s. 190)

Hz. Mehdi'ye Karşı Çıkılması

Bazı İslam büyükleri, Hz. Mehdi'nin dini aslına döndürme hareketi sırasında Müslümanların ileri gelenlerinden, zamanın alimlerinden tepki göreceğini bildirmişlerdir. Muhyiddin Arabi "Fütühat-ül Mekkiye" isimli eserinde şöyle der:

... Mehdi, dini Peygamber'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiç bir mezhep kalmayacak. Onun düşmanları, içtihat alimlerini taklit edenler olacaktır. Çünkü onlar Mehdi'nin mezhep imamlarının tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan hoşlanmayacaklar, fakat karşı da gelmeyecekler. Kılıcından korktukları için ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler.

Onun açık düşmanları Fukaha (fıkıh alimleri) olacak. Çünkü halk arasında bir imtiyazları kalmayacak. Hatta ahkam konusunda ilimleri de azalacak. Bu imamın gelişiyle, alimlerin hükümlerindeki anlaşmazlıkları giderecek... Şayet elinde kılıcı olmasaydı fakihler onun ölümüne fetva verirlerdi. Lakin Allah onun kılıç ve cömertliği ile dünyaya hakim kılacaktır. Ondan hem korkacak hem de ummayacaklar. Kalben ondan nefret edecekler. Fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s.186-187)

İslam'ın gelmiş geçmiş en büyük alimlerinden olduğu ittifakla kabul edilen İmam Rabbani bu konuda şunları söylemektedir:

Geleceği vaad edilen Mehdi, dinin tervicini (değerini artırmayı), sünnetin ihyasını (yeniden canlandırmasını) murad ettiği (istediği) zaman; bid'at ehl-i ile ameli adet edinen (hurafelerle dolu bir dini yaşayan), hasene (iyilik) zannı ile dini karıştıran hayretle şöyle diyecektir: Bu kimse (yani Mehdi) dinimizi kaldırmak ve şeriatımızı izale (kaldırmak) istiyor. (Mektubat-ı Rabbani, 1/535)

Her iki alimin de birleştikleri nokta Hz. Mehdi'ye zamanın alimlerinin tepki göstereceğidir. Çünkü Muhyiddin Arabi ve İmam Rabbani'ye göre, Hz. Mehdi mezhep imamlarının, içtihad alimlerinin tersine hükümler de verebilecektir. Bunlar, Hz. Mehdi'yi dini değiştirmeye, bozmaya kalkmakla suçlayacaklardır. İzahlardan anlaşıldığı kadarıyla bu gibi kişiler hiçbir zaman Hz. Mehdi'nin anlattığı dini kabullenmeseler de onun gücü altında sineceklerdir. Aslında ondan nefret etmelerine rağmen bir zarar veremeyeceklerdir.

Aslında Mehdi'ye yapılacak olan bu saldırı, onun doğru yolda olduğunun en büyük ispatıdır. Çünkü atalardan öğrenilip yaşanan din yapısını değiştirdikleri için, birçok elçi tepki görmüştür. Örneğin Hz. Hud'a "Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vaadettiğin şeyi getir, bakalım." (Araf Suresi, 70) diyen Ad kavmi; ya da Salih'e "Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu senin davet ettiğin şeyden kuşku verici tereddüt içindeyiz." (Hud Suresi, 62) diyen Semud kavmi; ya da Hz.Musa'ya karşı "Bu düzüp uydurulmuş büyüden başka bir şey değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik." (Kasas Suresi, 36) diyen Firavun çevresi; ya da Peygamberimiz'e "Biz bunu, diğer dinde işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir." (Sad Suresi, 7) diyen müşrikler hep aynı nedenle Resuller'e karşı tavır almışlar, atalarını, onlardan öğrendikleri çarpık, bidatlerle dolu dinlerini savunmaya kalkışmışlardır.

Bunların en önemli özellikleri kendilerini dindar göstermeleri ve elçilere Allah adına, dinin menfaatlerini koruma uğruna karşı çıktıklarını iddia etmeleridir. Aşağıdaki ayette Allah adına yemin etmelerine rağmen Allah'ın peygamberini öldürmeye kalkan bu insan modelinden bahsedilmektedir.

Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: 'Gece mutlaka O'na ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahit olmadık ve gerçekten biz doğruyu söyleyenleriz, diyelim. 'Onlar hileli düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; biz onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. (Neml Suresi, 45-51)

"Allah adına" peygamberi öldürmeye kalkan bu zihniyet, kuşkusuz dini aslına döndüren, dindeki bölünme ve parçalanmayı ortadan kaldırarak İslam'ı peygamber devrindeki gibi saf biçimde uygulayacak olan Hz. Mehdi'ye karşı da eyleme geçmek isteyecektir. Ancak Allah'ın ona vereceği güç ve yardım sayesinde bunu başaramayacaklardır. Muhyiddin Arabi'nin "şayet elinde kılıç olmasaydı, onun ölümüne fetva verirlerdi" derken kastettiği de budur.

Kuran Doğruya Götürür

Ve gerçekten o, mü'minler için bir hidayet ve bir rahmettir. (Neml Suresi, 77)

Eğer biz onu A'cemi (Arapça olmayan bir dilde) olan bir Kur'an kılsaydık, herhalde derlerdi ki: "Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana, A'cemi (arapça olmayan bir dil)mi?" De ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur'an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir." (Fussilet Suresi, 44)

"O (Kur'an), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip-iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız." (Cin Suresi, 2)

Kuran Öğüttür

Hayır; çünkü o (Kur'an), bir öğüttür. Artık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt alsın.' (Abese Suresi, 11-12)

Oysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir. (Kalem Suresi, 52)

(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. (Sad Suresi, 29)

Andolsun, biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik. (Zümer Suresi, 27)

Kuran Eksiksizdir

…Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. (Enam Suresi, 38)

.. Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)

Böylece biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme oluşturur. (Taha Suresi, 113)

Andolsun, biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik. (Zümer Suresi, 27)

Kuran'ın Sözünde Çelişki Yoktur

Onlar hala Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı. (Nisa Suresi, 82)

Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir. (Kehf Suresi, 1)

Çarpıklığı olmayan Arapça bir Kur'an'dır (bu). Umulur ki sakınırlar. (Zümer Suresi, 28)

Kuran Zor Değildir

Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? (Kamer Suresi, 17)

Kuran Açıktır

Elif, Lam, Ra. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir. (Hicr Suresi, 1)

Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır. (Yasin Suresi, 69)

Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. (Maide Suresi, 15)

Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir nur (Kur'an) indirdik. (Nisa Suresi, 174)

İşte biz onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltir. (Hac Suresi, 16)

Kuran'ı Allah Açıklamıştır

Allah'tan başka bir hakem mi arıyayım? Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (Enam Suresi, 114)

Allah size ayetleri açıklıyor; Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nur Suresi, 18)

Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (Al-i İmran Suresi, 118)

Bilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şüphesiz Biz, umulur ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık. (Hadid Suresi, 17)

Allah'ın Sözleri Tükenmez

De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi. (Kehf Suresi, 109)

Kuran'a Uymak

Rabbinizden size indirilene uyun, O'ndan başka velilere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz? (Araf Suresi, 3)

Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir. (Zümer Suresi, 18)

Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz. (Araf Suresi, 170)

Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab apansız size gelip çatmadan evvel (Zümer Suresi, 55)

Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır. Şu halde O'na uyun ve korkup-sakının. Umulur ki esirgenirsiniz. (Enam Suresi, 155)

Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun; çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin. (Zuhruf Suresi, 43)

Peygamber Kuran'a Göre Davranırdı

Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan başka ilah yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir. (Enam Suresi, 106)

Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır. (Yunus Suresi, 109)

De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (Enam Suresi, 50)

Onlara bir ayet getirmediğin zaman: "Sen onu derleyip-toplasana" derler. De ki: "Ben, yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir." (Araf Suresi, 203)

Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım." (Yunus Suresi, 15)

De ki: "Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim." (Ahkaf Suresi, 9)

Kuran'ı Terk Etmemek

Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terkedilmiş olarak bıraktılar." (Furkan Suresi, 30)

De ki: "Bu (Kur'an), büyük bir haberdir." Sizler ise, ondan yüz çeviriyorsunuz. (Sad Suresi, 67-68)

Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir. (Taha Suresi, 100)

Kuran'ı Gizlemeyip Anlatmak

Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. Siz (gerçeği) biliyorsunuz. (Bakara Suresi, 42)

Allah'ın indirdiği Kitaptan bir şeyi gözardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azab vardır. (Bakara Suresi, 174)

Gerçekten, apaçık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar için Kitapta açıkladığımız hidayeti gizlemekte olanlar; işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de (bütün) lanet ediciler. (Bakara Suresi, 159)

Haram ve Helalleri Allah Açıklar

Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. (Nahl Suresi, 116)

De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Araf Suresi, 32)

De ki: "Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?" (Yunus Suresi, 59)

Çocuklarını hiç bir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır. (Enam Suresi, 140)

Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Maide Suresi, 87)

De ki: "Gerçekten Allah'ın bunu haram kıldığına şehadet edecek şahidlerinizi getirin." Şayet onlar, şehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte şehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım güçleri ve varlıkları) Rablerine denk tutmaktadırlar. (Enam Suresi, 150)

Ne oluyor ki size, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, üzerinde Allah'ın ismi anılan şeyleri yemiyorsunuz? Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksınız kendi heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar. Şüphesiz, senin Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir. (Enam Suresi, 119)

Kuran ile Hükmetmek

Sana da önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kuran'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. (Maide Suresi, 48)

Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır. (Maide Suresi, 49)

Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir? (Maide Suresi, 50)

İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu vardır. (Rad Suresi, 37)

Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma. (Nisa Suresi, 105)

Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var? (Kalem Suresi, 36-37)